Kanserde 3 ana tedavi yaklaşımı mevcuttur.

ChemoTherapy-edited

1) Cerrahi Onkoloji ( Ameliyatla tedavi)

2) Radyasyon Onkolojisi (Işın ile tedavi)

3) Medikal Onkoloji (İlaç ile tedavi)

Bunlardan ilk ikisi lokal tedavi, üçüncüsü ise sistemik (tüm vücuda yönelik) tedavi yöntemleri olup, her kanser hastasında bu modellerin en az biri, sıklıkla iki ya da üçü birarada kullanılmaktadır.

Cerrahinin tedavideki yeri cihaz teknolojisindeki gelişme ile IMRT­IGRT tekniklerinin kullanılmasıyla yıllar içinde azalma göstermiştir. Organ koruyucu cerrahi ön plana çıkmıştır.

Örneğin erken evre Meme kanserinde mastektomi (memenin tamamen alınması) yerine sadece tümörlü bölgenin alınıp, radyoterapi ile lokal kontrolün sağlanması standart tedavi haline gelmiştir.

 

Bu konudaki son bir gelişme de Sentinal (bekçi) lenf bezinde küçük tutulumlar olsa dahi koltuk altı lenf bezlerinin sadece bir kısmını çıkarmak yönünde olmuştur. Böylece meme kanserinde organı koruyarak sağlanan dış görünüm yanısıra, kol şişmesi – hareket kısıtlılığı gibi yan etkiler de ortadan kalkmıştır.

Sık görülen kanser türlerinden biri olan Prostat kanserinde de radyoterapi önemli ölçüde cerrahinin yerini almıştır. Gelişen teknoloji ile çevre dokulara zarar vermeden yüksek radyasyon dozunun sadece kanserli dokuya odaklanarak uygulanması, kalıcı yan etki yaratabilen cerrahi ile aynı başarıyı yan etkisiz olarak sağlamaktadır. .

ilacSistemik tedavi yöntemi medikal onkolojide de daha çok etki, daha az yan etki sağlayan yaklaşımlar hızla gelişmektedir. Bu bağlamda saç dökülmesi, bulantı, halsizlik, gibi yan etkileri olan kemoterapinin tedavideki rolü de azalmakta, yerini kişiye özel, hedefe yönelik tedaviler almaktadır. Tümörlerin genetik haritaları çıkarılarak hedef belirlenmesi ve bu hedeflere kilitlenebilen “akıllı molekül” tabir edilen antikorlar, kemoterapiyi kanser hücresi içinde verebilmektedir. Klasik kemoterapiye göre kullanımı kolay (ağız yoluyla) daha etkili ve az yan etkili olan bu ilaçlar, sadece bir hastalık gurubunda değil aynı reseptörü taşıyan başka kanser çeşitlerinde de faydalı olmaktadır. Dolayısıyla hastalığa özel değil hastaya özel tedaviler uygulanmakta ve aynı ilaçla meme, akciğer, kolon, mide kanserlerinde de tedavi sağlanabilmektedir. Bu ufak moleküller, kemoterapinin etkisiz kaldığı böbrek ve karaciğer kanserlerinde bile fayda göstermekte; yayılmış böbrek kanserinde bir yılı aşmayan yaşam süresini 4­5 katına çıkarabilmektedir.

Bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi esasına dayanan tedaviler de, cilt (melanom) kolon ve akciğer kanserlerinde kullanılmaktadır. Böylelikle kemoterapi olmaksızın da kanserin kontrol altında tutulabileceği gözlenmektedir. Bir başka kanserle mücadele yöntemi ise: kanserin damar yapımını engelleyen ilaçlardır. (anjiogenesis inhibitors)Yumurtalık (over) kanseri başta olmak üzere bazı kanser türlerinde kemoterapinin yanında kullanımının etkili olduğu kanıtlanmıştır. Tümörün kendi kılcal damarlarını oluşturarak kan dolaşımına geçip yayılma (metastaz) yapmasını engelleyebilmek, hastalığın ilerlemesini de önlemekte en azından yavaşlatabilmektedir. Gen tedavileri, genetik olarak kanseri tetikleyen ana genin araştırılması çalışmalarının yanı sıra 10’un üzerindeki “Kanser aşısı” araştırmaları da son hızla devam etmektedir. Erken dönemde kanserin nüks etmesini önlemek amaçlı kullanılacak bu aşı çalışmalarının bir kısmının 6­7 yıl içerisinde sonuçlanması ve klinik kullanıma geçmesi beklenmektedir. Görüldüğü üzere kanser sıklığı artmakla birlikte, kanserle savaşta kullanılan silahların gücü ve çeşitliliği de artmaktadır. Dolayısıyla tıbbın yakın bir gelecekte bu savaştan galip çıkacağını umuyoruz.

indirBu arada bunca güçlü silah varken bilimsel olarak faydası kanıtlanmamış, ilaç sıtatüsü kazanmamış maddelere itibar edilmemesini vurgulamak gerekmektedir. Bilimin alternatifi olduğu varsayılarak bilinçsizce kullanılan birtakım otlar, ekstreler, karışımlar silahlarımızı etkisizleştirebilmekte ayrıca faydalı olmadıkları gibi, kanser hastalarına zarar da verebilmektedirler